Bir Kış Gecesi Rüyası
14 Kasım 2011, Pazartesi

havuz


Dinle:Alva Noto + Ryuichi Sakamoto - Moon

O lanet olası rüya gerçeğime taştı. Sanki bir yaşantının anısına dönüştü. Eğer sabah hatırlayıp didiklemeseydim, bende bu kadar yer etmeyecek ve günümü berbat etmeyecekti. Acaba son günlerin hangi ayrıntılarının manyakça bir araya gelmesiyle oluşmuştu o rüya?

Beyaz fayans kaplı bir odadaydık. Annesi ilk bebeğimizi kucağıma veriyordu. Ben bu aşamaya nasıl geldiğimizi anlamaya çalışırken, bebekle göz göze geliyordum. Sağlıklı ve huzurlu görünen bebeğin sarı gözleri vardı ama bu beni şaşırtmıyordu, aslında hala şaşırtmıyor. Bu kadar huzurlu ve "bilge" bir bebeğin gözlerinin sarı olması normal. Yanağından öpüyordum. Çok sakin ve mutluydu. Aklımda kalan diğer kareler rüyalara özgü o değişken zaman ve mekanlarda kaotik bir şekilde ilerliyor. Bir ara yine bir bebek görüyorum aynı odanın içinde. Bu da benim bebeğim mi, bu kadar kısa süre sonra ikinci bebeğin kucağıma nasıl geldiğini düşünürken, onun bir fili andıran suratı beni dehşete düşürüyor. Bundan sonra müthiş bir tiksinti ve ağırlık çöküyor üstüme. O an tüm hayatımın mahvolduğunu düşünüyorum. Artık sarı gözlü bebek yok. Mekan daha karanlık, kasvetli. Ne zaman evlendiğimi bile hatırlamıyorum. Sonra bebek ortadan kayboluyor. Annesi geliyor, gidiyor. Mekanlar ve ışıklar değişiyor. Zaman kavramı yok, sanki her şey aynı anda yaşanıyor. Bütün zamanlar paralel ve hepsi bir zaman çamuru oluşturuyor, ama hep bir köpek var; odaların köşelerinde, asansörlerde, kapımızın önünde, sokakta peşimizde. Bu iri Rottweiler, bu it, belli ki bizden nefret ediyor. Bu köpek bizim mutluluğumuzu istemeyen tüm belaların vücut bulmuş hali. Hayatımda hiç bir hayvandan bu kadar nefret etmediğimi anlıyorum. Güçlü ve vahşi olmasına aldırmadan sürekli onu kovmaya, yok etmeye çalışıyorum. Bu yapışkanlık hissinden kurtulamıyorum. Onu parçalamak istiyorum çünkü aynı nefreti onun da bana karşı taşıdığını biliyorum ve o benimle oynuyor. Sebebini bilmediğim bu düşmanlıkla boğuşurken etraftan yardım istediğimi ve yalnız bırakıldığımı da farkediyorum. Eşimin de artık yanımda olmadığını ve benimle birlikte savaşmadığını farkediyorum. Günler geçiyor, o sabah gidiyor, akşam geliyor. Duygusal olarak benden iyice kopmuş ve kendi aleminde mutlu bir şekilde yaşıyor gibi görünüyor. Ona her gün nereye gittiğini sorduğumda "tedavi ve eğitim" diyor. Ne için? Kadın sağlığı ve cinsellik üzerine olduğunu söylüyor. Yeni doğum yaptığını hatırlıyorum. Normal geliyor. Ama cinsellik eğitimi de ne? Ben bu gerçek üstü saçmalıkları anlamaya çalışırken bir süre, belki günler sonra, ikimizi de saran bir his ile onun beni aldattığını anlıyorum ve o da bunu onaylıyor. Sanki durumu bu kadar geç kavrayışımla dalga geçer gibi. Onu cezalandırmak istiyorum, fiziksel olarak deniyorum da, ama sonra boşuna olduğunu anlıyorum, zaten o da herşeye karşı tamamen tepkisiz. Artık ortada ev yok, köpek yok, eşim yok, bebek yok. Sadece yıkılmışlık var...

Uyanmaya çalışırken mutsuzluğumun bunu geciktirdiğini hatırlıyorum, ama işe gitmem gerek. Bir çabayla kalkıyorum yataktan. Rüya aklımda yok artık, ta ki işe gitmek için otobüse binene kadar. Üstümdeki ağırlığın sadece kasvetli havadan ve yol çalışmasının yarattığı trafikten olamayacağını düşünürken birden rüya yine vuruyor beni. Bu kaçamak yaşantının anısı üzerime çöküyor. Yoksa gerçekten bunların bir kısmı bu zaman çamurunun bir yerinde yaşanmış mıydı diye düşünüyorum. Aklımda Phaedrus'un yolculuğu, Nitelik Metafiziği ve dinamik nitelik...Belki de benim yolculuğum yeni başlıyor...

AddThis Social Bookmark Button
 
İçime Kuşlar Ağlıyor
20 Ekim 2011, Perşembe

ana

(14 Eylül 2011)

On Your Horizon konserinden dönerken metroda yapmıştım.
Ne düşünüyordum hatırlamıyorum ama bu karanlık günlere uydu.
Burası, Anadolu ve dolu ana acı çekiyor.

31 yaşındayım, kendimi bildim bileli bunla uğraşıyoruz.
Emek ve vakit kaybını düşünebiliyor musun?

Artık o adama "Sayın" diyebiliyorlar.
Halbuki biz onu "cani" olarak tanımıştık ilkokuldan beri.
Kene artık daha ağır..Komşular memnun..
Bir ülkeyi kontrol altında tutmanın daha kolay bir yolu olamaz.
Hele başında dünya liderliği düşü gören biri varsa..

Bütün bunlar bir yana,

bir gün sana aslında Kürt bir annenin çocuğu olduğunu söyleseler ne yapardın?
ya da tam tersi, Türk bir annenin çocuğu olduğunu söyleseler ne yapardın?

İnsan olmaktan başka tutunacak bir şey kalır mıydı?

ama zengin ve güçlü olmak, insan olmaktan daha önemli di mi?
herşey zenginliklerin paylaşılmasıyla ilgili..

 

 




AddThis Social Bookmark Button
 
AX ve yunus
14 Ekim 2011, Cuma

AX ve yunus

AX'ın yazılarını boyamayın.
o doğruları yazıyor.
ben her sabah okuyorum. 
Taksim, Beyoğlu AX'ın mekanı.

AddThis Social Bookmark Button
 
Genç Werther'in Acıları
09 Ekim 2011, Pazar

Gec Wertherin Acilari

Werther bir gün Mecidiyeköy metro istasyonunda defterine kapanmış vaziyette otururken, bir varlık kendinden emin adımlarla önünden geçti. Gözünü ondan ayıramadı Werther ama kafası yeterince karışıktı zaten. Werther bu duyguyu iyi biliyordu. Herşeyi sorgulamasına yol açan bu duygu onu heyecanlandıracak ve eninde sonunda mutsuz edecekti. Werther böyle giderse eninde sonunda yalnız kalırdı. Ona inananların sonunun intihar olduğunu görünce iyice pişman olmuştu zaten. Werther artık akıllı davranmalı ve herşeyi yoluna koymalıydı. Werther artık genç değildi. Onun mutlak bir huzura ihtiyacı vardı. Bu yüzden Werther, kafasını karıştıran bir şey olursa onu resmini yapıyordu. Onu karşısına alıyor, bir sayfaya hapsediyordu. O sayfaya hapsettiği hiçbir şey bir daha canlanamazdı. Eskiden, kaydederken yaşattığını sanırdı. Oysa bunu hep öldürmek için yapmıştı. Werther pişmanlıktan nefret ederdi. Pişmanlık dünyadaki en ağır cezaydı. Cehennem pişmanlığın ta kendisiydi. Werther pişman olmak istemezdi. O yüzden resim yapardı. Bir şeyi sayfaya çizerek öldürür, sonra onu izlerdi, müzik dinler gibi. Onlar sadece donuk çizgilerdi artık. Werther'in acıları ölürdü, çizdikçe. Başkalarında yeniden doğarken bu acılar, onda yok olurdu, hafiflerdi. Sanat kimseyi rahatlatmazdı, yaparken yapanı rahatlattığı kadar. Sanat temizlenmek içindi. Sonra birileri bu boku orasına burasına sürer, evirip çevirirdi. Werther bunları düşünürken sevgilisi gelmişti. Werther defterini kapadı. Gelen ilk metroya bindiler ve gittiler. Werther yemin ederim ki huzurluydu.

AddThis Social Bookmark Button
 
Başarıya Giden Yol Planlı Olmaktan Geçer
27 Eylül 2011, Salı

Basariya Giden Yol Planli Olmaktan Geçer

AddThis Social Bookmark Button
 
Evsiz ve Huzurlu
12 Eylül 2011, Pazartesi

Evsiz

Bazen, kimsesizken ve karanlık sokaklarda yarını belirsiz yürüyorken en huzurlu sen değil misindir?

Önemli olan gerçeğin keskin kenarını olabildiğince yakından hissetmek değil midir?

Sanki tam şu anda! esen rüzgarın pencereyi açmasından tedirgin olman gibi.

Sadece "şu an" vardır. Tehlikeli ya da güvenlidir. O ne kısa bir karar anı, ne yapışkan bir saniyedir.

Önemli olan gerçeğe kesilmek değil midir?

Zamanda gedik açmak değil midir?

AddThis Social Bookmark Button
 
Kargalar kaç yıl yaşar?
11 Eylül 2011, Pazar

nid

Dün gece insanlar dinledik bir pencereden,
zıvanadan çıkmış...
kana kana tuzlu suyu içen, içtikçe susayan...

Bugün kilisede insanlar izledik,
inanmaya alışmış...
gündüzün aydınlığını seçmiş.

hepsi çok çok uzak sanki,
hiçbiri olamayız artık.

Yıldız Parkı'nda bir ağaca dönüşmeliydik...
Çimlerde yuvarlanan o çocuğu ve kargaları besleyen o kızı izleyebilmek için...

(Not: Kargaları merak edip bu sayfaya gelenler için: kargaların ömrü)

AddThis Social Bookmark Button
 
Triptik: Kimim lan ben
08 Eylül 2011, Perşembe

Triptik: Kimim lan ben

(Haziran 2011)

Ben bir gün, biraz daha iyi hissetmek için deniz otobüsüyle eve dönerken...

Kuru bir iç gürültüsü vardı.

Seninle hiç tanışmayacağız.

Seninle de...

ve seninle de...

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Sivrilerime Törpü
30 Haziran 2011, Perşembe

Sivrilerime Törpü

 

Defterden devam ediyorum...bu sefer minik bir müzik de ekliyorum, çizgilerden doğan...

farklı hissiyatlar, unutulmayan kokular, zamanda açılmış ve açılacak gedikler için..

ve tüm sürüngenlere ve kent farelerine selam olsun..

sisler içinde, el yordamıyla,

ıslak duvarlara sürtünerek ilerleyen

tedirgin ama uçarı,

sıklıkla sevimsiz ve sevgisiz,

bir hiç gibi yaşayan,

varlığı yokluğu farketmeyen tüm gariplere selam olsun...

AddThis Social Bookmark Button
 
Başka Bir Ülke
10 Mayıs 2011, Salı

 

Nisan ayında karalamışım. Muhtemelen bir haber bültenini izledikten sonra... Zaten artık yazmıyorum pek, böylesi daha iyi. Çizgilere bakınca o günü daha iyi hatırlıyorum. Koku hafızasındaki gibi. Bu sayfaya bakınca da, geçici bir süreliğine de olsa başka bir yerde uyanmayı tekrar istediğimi anladım. Bugün haberleri izlemememe rağmen. Zaten bunun ağırlığını her daim paylaşıyoruz gün içinde, ifadesiz suratlarla...

Herşey normal...

Oysa anormal bir yerde uyanmak istiyorum ben...

 

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Korkunun Dağları
17 Nisan 2011, Pazar

Korkunun Dağları

(temmuz 2010)

Korkusu dağ oldu.
Gölgesine hapsoldu.

AddThis Social Bookmark Button
 
Küs
07 Ekim 2010, Perşembe

Küs bana.
Sevmedim seni.
Unut beni.
Buraya kadardı.

Sadece ben varım artık,
sadece bekleyen,
izleyen...

Yani 'yok'um...

Ne söylediğin umrumda değil.
Benimki de senin için öyle olsun...

Yani 'ol'masın...

sünger kurudu.
aldan. kurul. sun. ah. iş. mi. boyun. kal. altın. sıyrıl. dar. sabahın yeşili. boğ. derin. iyot. ve gri. ve sessizlik. tanıdık serinlikler. huzurlu kucaklar. altyazısız. monolog. kimsesiz. sırt. inşa. depremi. sarsak. kırlangıç. kale. uçuruma. in. çırpmadan. beyazı. sal. sağlam. dur.

AddThis Social Bookmark Button
 
Hacim 1 - Moda
17 Ekim 2009, Cumartesi

sperm ve yumurta misali,
portakala aşkla ve düzenle saplanmıştı karanfiller..
aşkla kaynadılar,
sevinci doğurmak için..

önce kokusuyla,
sonra tadıyla geldi..
ve en son içimize yayıldı.
dokunduk sevince..

nefes oldu, ses oldu, müzik oldu,
ağızdan çıktı, kulağa girdi,
el oldu, alkış oldu...

AddThis Social Bookmark Button
 
tahtadan hiç düşmeyiz.
25 Haziran 2009, Perşembe

müzik zamanı esnetir.
müzik zamanda gedik açar.
düşünceler hızlanır, yoğunlaşır.
bu yüzden dört dakikalık şarkı sana büyük bir yolculuk yaşatabilir.

zaman görecelidir,
bazen birkaç saniye, birkaç esnemiş saniye,
saatler gibi gelir.
rüyalarda olduğu gibi..

AddThis Social Bookmark Button
 
saksağanlardan martılara...
20 Mayıs 2009, Çarşamba

askerlik bitti.

sessizlik o kadar şiddetli ki,
gürültüye alışmış kulaklarım rahatsız..

şimdilik bakınıyorum çevreme,
özlediğim nimetler karşımda dururken,
hangisine el süreceğime karar veremeden..

AddThis Social Bookmark Button
 
tankk !
11 Aralık 2008, Perşembe

ufukta 3 güne kadar yolculuk gözüküyor..
ankara'da askerlik vakti..
geride kalanlara anahaber bültenlerini, ekonomik krizi ve şehrin tüm pisliklerini emanet ediyorum...
dönüşte umarım müzik yapmak daha kolay olur (inanıyosam n'oliyim)
ama merak etmeyin şarkılar ömür boyu...
gözlerinizden öperim...
orkun

AddThis Social Bookmark Button
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>